genclik

Toplum sorunlarına paralel olarak evirilen gençliğin içinde bulunduğu sorunlar, eğitimden işsizliğe, işsizlikten sağlığa, sağlıktan toplumsal dışlanmaya doğru geniş bir yelpazeye yayılmış durumdadır. Son yıllarda gençlerin ve gençleri ilgilendiren konuların çeşitli sosyal politikalara dâhil edilmesine karşın neredeyse her genç; yaş skalasının getirdiği, aşması gereken belli başlı sorunlarla karşılaşmanın önüne geçememektedir.  Türkiye İstatistik Kurumu’nun gençler üzerine gerçekleştirdiği 2014 Yaşam Memnuniyeti İstatistikleri’ ne göre; 2013 yılında gelecekten umutlu olan gençlerin oranı 2014 yılında %83,9’ dan %78’e gerilemiştir. Gençlerin yüzde 65,1’i 2013 yılında kendini mutlu hissederken, bu oran 2014’te 4 puan düşerek yüzde 61,2 olmuştur. (İstatistiklerle gençlik, 2014)

Genç nüfusa sahip, gelişmekte olan ülkelerden biri olarak kabul edilen ülkemize bakıldığında gençlerin geleceğe umutla bakamamasının ardında yatan pek çok sebep var olmakla birlikte; en büyük gençlik sorunlarından birinin işsizlik olduğu görülmektedir. Türkiye Ekonomik Göstergeleri’ ne göre 2014 yılı genç işsizlik oranı yüzde 18.6’ dır. Ülke genelinde işsizlikten en çok etkilenen kesim ise gençlik olmuştur. Her yıl birçok genç, eğitimini tamamlayıp diplomalı işsizler sınıfına katılmaktadır. Bu durum, bireyleri hem psikolojik hem ekonomik hem de sosyal yönden olumsuz etkilemektedir. İşsizliğe neden olan birçok faktör bulunmakla beraber işsizliğin önüne geçilmesine en büyük engel içinde bulunduğumuz eğitim sorunudur. Eğitim sisteminin uygulamalı eğitimde yetersiz kalması aktif bireylerin yetiştirmesini engellemektedir. Hızla değişen bir dünyada aynı şekilde hızla dönüşen iş piyasasına, kurumlara ayak uydurmada sorun yaşayan kökleşmiş, geleneksel eğitim kurumları iş yaşamına atılacak olan bireyleri bu yaşama entegre etmede yetersiz kalmaktadır. Bu yeni dünyada ARGE’ye, deneyime, hayat boyu öğrenmeye, ileri teknolojiye yönelen iş verenin talepleri, teoride takılı kalan gençler tarafından çoğunlukla karşılanamamaktadır. Bu aşamada üniversitelerin ve işveren kurumların işbirliğinin sağlanması büyük bir önem kazanmaktadır. İş piyasasına giren genç nüfusun,  üretilen iş kapasitesinden neredeyse iki kat fazla olması işsizliği ortaya çıkaran nedenlerden bir diğeridir. Pek çok üniversitenin kontenjanlarının arttırılması, eğitime katılım oranlarının yükselmesi bireylerin rekabet ortamını zorlaştırırken aynı düzeyde iş alanı yaratılmasını da gerekli kılmaktadır. Ülkemizde bu gelişmelere karşın iş gücü planlamasının yapılmaması ise bu arz talep dengesizliğini beraberinde getirmektedir.

İş bulan gençlerin, sıklıkla yaşadıkları olumsuz deneyimler onları umutsuzluğa sevk eden diğer faktörlerden biridir. Özellikle geçici işlerde uzun saatlere kadar,  düşük maaşlarla çalıştırılarak bir nevi tatminsizlik duygusunun oluşması tetiklenmektedir. Birçok genç, eğitim hayatı sonrasında iş yaşamına atılarak ekonomik refaha ulaşamadığı gibi ailelerinden destek almaya,  onlara bağlı kalmaya devam etmektedir. Hem işsiz hem de geçici işlerde idareten çalışan diplomalı gençlerimiz, bulunduğu bu durumun sonucu olarak sosyal hayattan da uzaklaşmak zorunda kalmaktadır. Üretim ve yaratıcılığın en yüksek seviyede olduğu bu dönem, hem kısıtlanan zaman nedeniyle hem de ekonomik refaha ulaşılamaması sonucu bireyleri sosyal alanlardan da uzaklaştırmaktadır.

Eğitim hayatı sonrasında gençlerin yaşadığı güçlükler, hayal kırıklıkları; onları psikolojik olarak olumsuz etkilemekte, sorgulamaya açık hale gelen gençte süreç ilerledikçe yerini güvensizliğe bırakmaktadır. Bu durumun ortaya çıkardığı en önemli tamamlayıcı ihtiyaç: bireyin topluma entegre edilmesi, dahil edilmesidir. Özellikle yaşanan kuşak çatışmalarının asgari düzeye indirilmesi, toplum içerisinde bireye bir psikolojik destek görevi gören aile kurumunun sürece dahil olmasında kolaylaştırıcı etki yaratacaktır. Modern toplumların bir getirisi olarak sürekli halde, hızla değişen kültürel norm ve yaşam biçimlerinin en çok da birbirinden farklı kuşakları etkilediği aşikârdır. Her şeyin tüketildiği; kültürel normların, yaşam biçimlerinin, değerlerin de bundan nasibini aldığı tüketim toplumlarında bu değişimlere ayak uydurmaya çalışan gençlerin bir önceki kuşakların normlarına uyum sağlamaları güçleşmektedir. Kuşaklar arası uçurumun arttığı bu ortam içerisinde gençlerin topluma entegre olması, güven duyguları oluşturması daha da zorlaşmaktadır.

Yeterli eğitimin eksikliği, işsizlik, sosyal güvencesizlik, yoksulluk beraberinde sosyal dışlanmayı ve gençlerin güvensizlik içinde kendilerini toplumdan soyutlaması durumunu getirmektedir. Oysa bir toplumun en önemli dinamiği gençliktir. Toplumun sağlıklı olması genç nüfusun enerjisinin doğru yönlendirilmesinden, gençleri geleceğe sağlıklı hazırlamaktan geçmektedir. Genç nüfusun fazla olduğu toplumumuzda, öncelikle gençleri bir sorun olarak görmek yerine; sorunlarının çözümüne yönelik politikalar geliştirerek dinamik, yenilikçi enerjilerinin fırsata dönüştürülmesinin yolu aranmalıdır. Her gelişmekte olan ülke gibi ülkemizde de genç nüfusun gelecekte azalacağı düşünülürse; gençlik sorunlarının ele alınması, çözüme ve sağlıklı bir toplumun olmazsa olmazı olan nitelikli genç nüfusun oluşumuna yönelik politikaların geliştirilmesi oldukça önem taşımaktadır.

Yazar Adı: Beste Okan

Beste Okan tarafından yazılan toplam 4 yazı bulunmaktadır..

1989 İzmir doğumlu. Halen İzmir'de yaşıyor. Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Erasmus Plus gençlik üzerine çalışıyor.

About Beste Okan

1989 İzmir doğumlu. Halen İzmir'de yaşıyor. Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Erasmus Plus gençlik üzerine çalışıyor.

2 thoughts on “Türkiye’de Gençlik Sorunları

  1. Gençlik sorunları bunlardan daha fazla Türkiye’ de ama birçoğunu dile getirmiş olmanız. Özelliklede işsizliğin gençler üzerindeki etkisini kayda değer bir girişim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir