siddettoplum01

Toplumda artan şiddet eylemlerine her geçen gün yenisi eklenirken, her birimiz literatürde güvenlik ihtiyacının karşılığına gelen “toplum” olgusu içerisinde yaşamaktan korkar hale geldik. Aktörlerinin birbiriyle olan tanışıklık veya yabancılık dereceleri fark etmeksizin aile, okul, iş yeri, adliye, karakol, hastane, sokak gibi hayatlarımızın her alanında yaşadığımız bu olgu gün geçtikçe toplum tarafından daha da normalleştirilerek varlığını sürdürmektedir. Yaşanan şiddet eylemlerine neden olan pek çok faktör olmakla birlikte bu eylemlerin, her geçen gün toplum içerisinde görünürlüğü daha da artar hale gelmekte. Artan şiddet haberleri, içinde bulunduğumuz korku ve güvensizlik duygusunu da arttırırken şiddeti bir nevi besler hale gelmekte ve bu durum çözülmesi zor bir kısır döngüye yol açmaktadır. Buradan hareketle görünür kılınılan bu toplumsal sorunun kökeninde ne yattığının farkındalığı, var olan çözüm yollarının aydınlanmasını sağlayacaktır.

Şiddet olgusuna baktığımızda tanımının ve şeklinin toplumdan topluma değişiklik gösterdiğini görmekteyiz. Şiddet genel olarak içinde bulunulan toplumsal koşullardan öğrenilir ve yine sosyalizasyon sürecinde bireylere öğretilir. Bu nedenle kronikleşen ve bir olgu halini alan şiddetin bireysellikten çok toplumsal olduğunu söyleyebiliriz. Sosyalizasyon sürecinde edindiğimiz kültür, kültürel normlar şiddetin olgu halini almasını destekler ya da engeller. Bunun yanı sıra kültürü yeniden üreten kitle iletişim araçları da aynı şekilde var olan sorunlu (şiddeti barındıran) kültürün üretimine yardımcı olarak şiddetin varlığını destekler. Örneğin çocuk televizyonda gördüğü rol ve modelleri,  bu modellerin kullandığı iletişim biçimlerini birer davranış biçimleri olarak kendine alır. En yaygın kitle iletişim araçlarından biri olan televizyon içerisinde görülen, sorunları şiddetle çözen bireylerin iletişim biçimleri, toplum içerisinde bu durumun normalleştirilmesine, şiddetin yeniden ve yeniden üretilmesine yardımcı olur.

siddettoplum02

Toplumda şiddeti körükleyen nedenlerin başında en önemlisi var olan toplumun kültürü, gelenekleri yatmaktadır. Şiddeti; birey eğitiminin bir parçası, karşılaşılan sorunların çözümü olarak gören bu geleneksel düşünce aynı zamanda onu normalleştirirken sorun olarak görülmekten çıkarmaktadır. Buna en güzel örnek namus davalarıdır. Yaşadığımız kültürün bir kesimine yer eden ve yıllarca varlığını sürdüren namus davaları çözülmesi gereken bir şiddet eyleminden çok karşılaşılan namus sorununa atfedilmiş bir çözüm olarak karşımıza çıkar. Yine aynı şekilde aile içinde çocuğa ve kadına uygulanan şiddet; eğitimin, aile düzenlemesinin birer parçasıdır. Bu eylemler kültürümüze öyle yer etmiştir ki, kültürel eylemlerimize paralel bir şekilde zihinlerimize dolayısıyla da dilimize ve atasözlerimize de yerleşmiştir. “Kadının karnından sıpayı, dizinden sopayı eksik etmeyeceksin.”, “Eti senin kemiği benim.” gibi önce zihnimize sonra dilimize yerleşen çeşitli atasözlerimiz, aslında şiddeti çoktandır normalleştirdiğimizi, geleneksel kültürel yapımızın içerisine birer çözüm yolu olarak yerleştirdiğimizin en güzel örnekleridir. Eğitimde klasik öğrenme metodunun uygulandığı, öğrencinin; pasif rolünün olduğu ve disipline edilmek üzere eğitmen tarafından dayağa başvurulduğu dönemler çok da uzağımızda değildir. Peki, böyle bir ortamda şiddet olaylarının arttığını ve yeni vuku bulduğunu söyleyebilir miyiz?

Şiddetle ilgili toplumsal araştırmalar bizi kesin ve net istatistiklere ulaştırmamaktadır. Günümüzde her ne kadar eskiye göre daha çok şiddet olayı bilgisine ulaşıyor olmamız mümkün görünse de hala ulaşılamayan, haberdar olunamayan birçok vak’anın olduğu söylenebilir. Bu durumda şiddet olaylarının eskiye göre artış ya da azalış gösterdiği düşüncesi net bir saptama olamamaktadır. Bunun yanı sıra günümüzde kitle iletişim araçlarının çokluğu herhangi bir olayın en uzak noktadaki insanın dahi duymasını kolaylaştırmaktadır. Bu durum, şiddet olaylarının artış gösterdiği, gibi bir algı yaratsa da aslında var olan şiddetin görünürlüğünün artmasıdır. Küresel bir dünyada iletişim araçlarının yaşadığımız alanı bir köy gibi sınırlaması yaşanan toplumsal sorunlardan haberdar olmamızın dışında bu sorunlara farkındalık yaratıp sorun üretme imkanımızı da arttırmaktadır.

siddettoplum03

Toplum bilimcilere göre bir toplumda anomi, kaos döneminin oluşturulmasının en kolay yolu o topluma korku, güvensizlik bilincini aşılamaktır. Korku ve güvensizlik içinde yaşan bir toplum bilinmezliğin hakim olduğu bir ortamda kendi kurallarını yazar ve toplumsal sapma meydana gelir. Bu durum, toplumda şiddet eylemleriyle kendini gösterir. Artsın ya da artmasın, yeniliği sorgulana dursun son zamanlarda her gün haberlerde sık sık duyduğumuz, çevremizde bizzat yaşadığımız şiddet olayları şiddet mağduru olma korkumuzu da arttırmaktadır. Devletin, 1. görevi koruma ve can güvenliği, özelliğinin aşınmasıyla birlikte hem devlete hem çevremize duyduğumuz güvensizlik bir kısır döngü şeklinde şiddeti beslemektedir. Bu aşamada sivil toplum olarak şiddet üzerine kendi farkındalığımızı uyandırmalı, toplum içerisinde kitle iletişim araçlarıyla kolayca ulaşabildiğimiz şiddet haberlerinin toplum içi güvensizliği besleyen olgular haline gelmesine izin vermeden bu haberleri çözüm geliştirilmede bir tampon olarak kullanılmalıyız. Bu aşamada sivil toplum, toplum içine yerleşmiş şiddet öğretisini, kültürel normlara karışmış söylem ve etkinlikleri bulup çıkararak ‘farkındalık çatısı’ altında bu söylem ve etkinliklere çözüm stratejileri belirlemelidir. Her bir bireyin dikkatinin çekildiği, farkındalık uyandırıldığı yanlışlanmış toplumsal normlar, pek çok bireyin farkındalığı ve değişimiyle görünür oranda yok edilip yerine yenisi getirilmelidir. Bu aşamada toplum içerisindeki bireyler arasında oluşturulacak empati, farklılıklara saygı, anlayış gibi hümanisttik duyguların öğrenilmiş şiddet söylem ve etkinliklerinin yerini alması bu toplumsal sorunun köküne en güzel müdahale olacaktır.

Yazar Adı: Beste Okan

Beste Okan tarafından yazılan toplam 4 yazı bulunmaktadır..

1989 İzmir doğumlu. Halen İzmir'de yaşıyor. Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Erasmus Plus gençlik üzerine çalışıyor.

About Beste Okan

1989 İzmir doğumlu. Halen İzmir'de yaşıyor. Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu. Erasmus Plus gençlik üzerine çalışıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir